VERGİ YOKLAMA TUTANAĞININ HUKUKİ MAHİYETİ VE (7) GÜN KURALI
28 Kasım 2017
MARKA HUKUKU
5 Aralık 2017

Rekabet hukuku uygulanması bakımından diğer hukuk disiplinlerinden biraz farklıdır. Rekabet hukuku vaka hukukudur yani bir anlamda içtihat hukuku olduğu da söylenebilir. Adam Smith’e göre rekabet; teşebbüslerin karlarını maksimize etmek için birbirleri karşısında gösterdikleri hasmane davranışlardır. Yani rekabet dar anlamda, belirli bir mal veya hizmet piyasasında faaliyet gösteren teşebbüsler arasındaki yarışı ifade etmektedir. Rekabet hukukunun amacı hem birbiri ile yarışan bu teşebbüsleri birbirlerinden hem de teşebbüslerin arasındaki bu rekabetin ortadan kalkması durumunda tüketicileri teşebbüslerden korumaktır. Ancak Rekabet hukukunun amacı şahısları yahut teşebbüsleri korumak değil, iktisadi refahı teminat altına almaktır. Yani korunan ilk olarak rekabetçi piyasa modelidir. Ancak, rekabet hukukunun tek amacı hâlihazırda mevcut olan rekabet ortamını korumak değildir. Aynı zamanda rekabetin mevcut olmadığı piyasalarda da rekabetin tesis edilmesini sağlar.

Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrası rekabeti engelleyen, bozan, kısıtlayan hatta etki doğmamış olsa bile sadece bu amacı taşıyan ya da bu etkiyi doğurabilecek olan her türlü anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birliği kararlarını yasaklamaktadır.  Bu hükümle yasaklanan davranışların tam olarak ne olduğunu anlamak için elbette ki önce tanımlarla uğraşmak gerekir. İlk olarak rekabet hukukunda anlaşma dendiğinde diğer hukuk disiplinlerinde olduğu gibi sözleşme olarak algılamamak gerekmektedir. Rekabet hukukunda anlaşma her türlü irade birlikteliği olarak anlaşılmalıdır. Yani, anlaşmanın bir tarafının kendisini, karşı tarafın iradesi ile bağlı hissetmesi ve bunu karşı tarafa da hissettirmesi anlaşmanın varlığı için yeterli olacaktır. Anlaşmanın yazılı olup olmamasının, hukuken uygulanabilir olup olmamasının ya da bağlayıcı olup olmamasının hiçbir önemi yoktur. Yalnızca iradelerin birbiri ile karşılıklı olduğu ve buluştuğu bir an yakalanabiliyorsa anlaşma var kabul edilir. Uyumlu eylem ise anlaşma kavramına çok yakındır. Anlaşma düzeyine varmayan iş birliği hallerini anlaşma olarak tanımlayabiliriz. Anlaşmaya göre tespiti daha sıkıntılı bir kavramdır. Zira, iradelerin buluştuğu bir an da yakalanamamaktadır. Örneğin; 25 şirket ihalelere giriyor ve sıra ile ihaleleri kazanıyorlar. Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder. Son olarak teşebbüs birliği kararları ise belli bir alanda faaliyet gösteren teşebbüslerin bağlı oldukları birliklerin kararlarıdır. En çok ihlal bu kapsamda doğmaktadır ve Rekabet Otoritesinden bu konuda çokça ceza kararları çıkmaktadır. Çünkü teşebbüsler üyesi oldukları teşebbüs birliğinin çatısı altında önceden belirlenmiş gündemlerle bir araya gelmektedirler. Bu tip oturumlar her zaman risklidir ve çok dikkat edilmesi gerekir. Örneğin; gözlükçüler odası “4 mm’ den kalın altın çerçeve fiyatlarını şu fiyatın altına düşürmeyelim” diye bir sirküler yayınladığı zaman şirketler “ben bir şey yapmadım, bana sirküler geldi” diyemezler, rekabet otoritesi bunu dinlemez.

Uyumlu eylem kavramı rekabet otoritesinin yukarıda açıklanan davranış biçimlerini ispatlamakta zorlanması sebebi ile ortaya çıkmış bir kavramdır. “Bir şeyin bulunmadığının ispatı mümkün değildir.” (Çiçero). Uyumlu eylem kavramı ile ispat yükü tersine çevrilmiştir.  Rekabet Otoritesi der ki; “Piyasayı inceledim ve rekabet eksikliği yaşanan piyasalara benzettim; sen bana neden böyle olduğunu açıkla ve objektif gerekçelerle uyumlu eylem olmadığını ispatla.” Rekabet ortamının bozulduğu piyasalarda teşebbüslerin ortak hareket ettiği kanısını uyandıracak bir görüntü ortaya çıktığında, bu izlenime sebep olan teşebbüsler ekonomik ve rasyonel gerekçelerle rekabet hukukunun ihlâl edilmediğini ispatlamalıdır.

Adam Smith piyasanın kendi haline bırakıldığında dengenin “görünmez bir el” tarafından baskılanarak sağlanacağı teorisini öne sürmüştür. Gerçekten de piyasada her şey düzgün ve gerçek rekabet nasıl yaşanması gerekiyorsa o şekilde işlerken Rekabet Otoritesinin hatalı bir müdahalesi en çok kaygı duyulacak meseledir. Böyle gereksiz bir müdahale bir rekabet ihlâlinin gözden kaçırılmasından daha sakıncalı olur. Örneğin; yıkıcı fiyat uygulamalarına müdahale edilirken, bu müdahalenin ucuz fiyat veren ve düşük fiyatlandırma ile rekabetçi davranan teşebbüse “şu fiyatları biraz arttır” deme anlamına gelmesi ihtimali vardır.

Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinde “belirli bir mal veya hizmet piyasasında” denilmektedir. Mal ve hizmet piyasası kavramı “ilgili ürün pazarı” ve “ilgili coğrafi pazar” kavramlarından oluşur. Yani ilgili ürün pazarı; üretici ve tüketicilerin yeknesak davrandıkları, birbirleriyle ikame edilebilir, birbirinin yerine kullanılabilir ürün ya da hizmetlerin olduğu evrendir. İlgili ürün pazarını tespit etmek için SNIP (small but not insignificant increase in price) testi kullanılmaktadır. Bu teste göre ilgili ürün pazarını belirlemek için söz konusu ürünün fiyatında küçük ancak hepten önemsiz sayılamayacak bir artış halinde tüketicilerin yöneldiği ürün yelpazesine bakılır. Örneğin; Ice Tea almaya giden bir tüketici küçük ama yine de önemsiz sayılamayacak fiyat artışlarında başka bir ürüne yöneliyor mu? Yöneliyorsa hangi ürüne yöneliyor. Örneğin; suyun ikamesi yoktur. Suya zam da gelse tüketici su almayıp ice tea alayım demez. Bu davranışlar incelenerek ürünün dahil olduğu ilgili ürün pazarı belirlenir.

Yine 4. maddede “rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacı taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan” denilmektedir. Maddeden de anlaşılacağı gibi rekabet hukuku anlamında ihlâlin doğup doğmadığını tespit ederken, etkinin doğup doğmadığının bir önemi yoktur. Etkinin doğup doğmamış olması verilecek ceza ile alakalı bir durumdur. Bu noktada bir de teşebbüs kavramını incelemekte yarar vardır. Teşebbüs; piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle bağımsız karar verebilen ve ekonomik açıdan bir bütün teşkil eden birimlerdir. Bu tanımda en önemli noktalar bir teşebbüsün bağımsız karar alabilmesi ve ekonomik açıdan bir bütün teşkil etmesidir. Bu tanımdan çıkan sonuç örneğin; Sabancı’nın alt kuruluşları birbiri ile konuştuğunda rekabet hukuku açısından bir ihlalden söz edilemeyecektir. Çünkü, ekonomik açıdan bir bütün teşkil etme ve bağımsız karar alabilme unsurları tamamlanmayacaktır.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir